Çarşamba

Güneşin söndüğü yerden yıldırımların düştüğü sepya bir gecedeyim.Meleklerin gözyaşları gibi yağmur damlaları,yalnızlığım ıslanırken ruhum bulutlanıyor.Ansızın bastıran bir sonbahar ruhumda pervasızca keyif çatıyor sanki,üşüyorum.Gözlerinden yitmekten korkuyorum,sonra aynada yabancılaşmış simamı görmekten,yine şişelerde kaybolmaktan ürküyorum.Herkes kendi yolunda yalnız yürür,yalnızlığımı gölgelemek için sarıldığım hayalin,bir parça daha yalnızlık katmaktan öteye gidememesi ne hazin.Oysa davetkar birşeyler vardı bakışlarında,kalbimde sana sahip olmamın gerektiğini söyleyen bir ses,eski bir şarkı gibi....
Masumiyetin rüylarda kalalı çok olmuş,eski seni özlemiyor değilim.O kadar uzaktasın ki yanımdayken....Bilemiyorum,kelimeler birbirine giriyor,kelimeler yalnızlığın üstüme mühürlendiğini duyuruyor,yalnız bir serseri ölüyor sokağın ortasında,ürperiyorum.
Basitliği ele alalım,o kadar grift ki,basit olamıyor insan,basit yaşamaktan korkuyor.Bir parça kremalı bisküvi gibi.Yeni bir kedi fare oyunu yaratmak zor değil,sadece gereksiz.Kovalanmak değil sadece sevildiğini hissetmek isterken.Yaşamak feragat edilesi bir hak gibi duruyor....Neden saçmaladığımı bilmiyorum,sadece şimşekler ve fırtına bulutlarının oynaşmaları var,amacım edebiyat yapmak değil,sadece yazıyorum.
Okuyacak mısın bunu,yada birileri okuyacak mı bilmiyorum,okunsa ne değişecek....Yorgunum sadece ve daha fazla yormak gayesindesin beni.Seni onca seviyor olmama rağmen korkarım hayatımın merkezinde olmayı hak etmiyorsun....
Neyse...
Bazı hikayeleri anlatmak için beklemek gerekir,taa ki bilinçaltımızdan süzülene dek....