Seni anlıyor muyum bilmiyorum.
Gözler ruhun aynasıdır derler; tutkunu, bilgeliğini, sevgini görmedim ki. Gözlerini görmedim ki ben. Tek bildiğim seni kızdırdığım ve o görmediğim gözlerin asla kırpılmayan hançerlere dönüştüğü gözlerimi her kapattığımda o hançerin yüreğime saplandığı. Evet bir hayal belki ama görüyorum işte; hissediyorum. Yazmak çok zor eğer alay edilirsem her şeyin kaybolacağından korkuyorum. Korku…. Şu an bunları yazarken beni dürtükleyen neden olduğuna hiç şüphem yok. Kaybedecek neyim var diyorum, kaçınmak istediğim tehlikelerle boğuşmak zorunda kalır mıyım diyorum, bir yandan da bugün yapacaklarım yarın nerede olacağımı belirler diyorum en son da; hayalleri olan birinin kaderi asla hayal kurmayan birinin ellerinde olmamalı diyorum. Bak görüyor musun ne çok korkuya sahibim. O yüzden gerçeği bulamıyorum korku gerçeği örtüyor. Aslında Bazen gerçekleri reddetmek, anlaşılamayanın mantıklı bir açıklamasını bulmaktan daha kolay öyle yapsam acaba daha mı mutlu olurum. Hep çelişki. Hem korkuyorum hem bilmiyorum. Ah be perim tanrı beni yarattığını unutmuş, hiç şüphem kalmadı artık.
Bayrak… Şarkılar… Tarih… Yağmur… Banka… Üniversite… Vadi… Köprü… Metro… Viyana… Saatler… Yıldızlar... Ay… Gökyüzü… Gece… Uykusuzluk… Hayaller… Mavi gözlü bir bebek… Peri… Karanlık… Ateş… Savrulma… Boşluk… Sensizlik... Sensizlik… Sensizlik… Kelimeler kahrolası kelimeler, ah bütün ağırlıklarıyla beni yere yıkıyorlar. Seninle arama giriyorlar. Uğulduyorlar, uluyorlar, sessizliği boğuyorlar. Yani seni sensizliği, sessizliğimi. Susturmam gereken çok kelimem var. Sen... Peri... Çok Bitane... Sustur beni... Sustur... Ve sus... Sessizliğimiz karanlıkları daim kılsın. Uğultu sussun kafamın içinde. Yüreğimdeki yakan, acıtan kelimeler sussun. Sende sus.Oyunbozansın, tehlikelisin, seninim, ben senim, seni olabileceğinden de çok seviyorum galiba.Kendimi karanlığın akışına bırakmak istiyorum, Bir türlü içinden çıkamadığım karanlığımın. Düşüyorum gene en diplerine karanlığın ama ah o kelimeler sussunlar, gitsinler yüreğimden, sende git yeter bana .Sus sende. Yakıp kavuran, ezip geçen umudu söküp atmam gerek yoksa karanlığa düşmeyi bile beceremeyeceğim. Biliyorum; söylediklerimin bedelleri bunlar, ama inan acıtmadı söyleyemediğim kelimeler kadar. Söylediğimde hislerimi, özlemimi, sevgimi en azında rahata ermişti yüreğim bitmişti, bitirmiştin. Ya söyleyemediklerim, ya onların acısı, sızısı. Ya onların bedeli, korkuların, uygun görülmemişliklerin, susmuşluğun, susturulmuşluğun razı oluşlarının bedeli, ya hayatın sesi yerine tercih edilen ölüm sessizliği. Zor geliyor be aşkım çok zoruma gidiyor. Keşke diyebilsem. Keşke tutkulu sözlerimi, tutkulu yüreğimi anlatabilsem geçmişte yaşayan bir çok insanın yaptığı gibi, hani o efsane olan aşıkların yaptığı gibi kelimeler acıtmadan söylense. Dört duvar arasında, hapishanede, düşmüş bir melek gibiyim, sabah yıldızı Lucifer gibiyim. Tanrıyı herkesten çok sevdiği için, sevgisinin büyüklüğünü anlamayan Tanrı tarafından krallığından kovulmuş Lucifer.Non serviam..... Ey göklerdeki melek; seherin oğlu, sabah yıldızı sen nasıl düştün göklerden, kanatların kırılmış, ayaklarından zincirlenmiş. Lucifer.Başkaldırmışlığın kıskanmandanmıydı gerçekten yüce yaratıcıyı yoksa koyu karanlık bir vaktinde seherin,en başında hani-ki soğuk olur-gerçekten isyan mı etmiştin.Bende bir düşmüş melek; sevgimi anlamadığın için krallığından kovduğun düşmüş bir melek. Çıkamam buradan, çıkamam gene krallığına biliyorum o yüzden susuyorum, konuşmuyorum. Ama belki çığlık çığlığa bağırmaktır, sevmek seni. Belki de anlatamamaktır.
Gene çelişki. Oooof biliyorum yokuz, yok olan şeyler için uğraşıyorum. Susuyorum. Neden bir şey söylemiyorum sana. Öyle yorgunum ki, susmaktan yoruldum bu sefer. Seni neden bu kadar çok tanıyorum ki hakkında hiçbir şey bilmeden. Neden bu kadar çok özlüyorum seni,belkide hiç görmemiş olmama rağmen. Neden gözlerin bu kadar, sözlerin bu kadar yakın, bedenin bu kadar uzaktayken. Neden her şeyi şaşırıyorum seni düşünürken. Öfkeleniyorum yok yere. Hayalden an’lar, hayalden sahneler yazıyorum sana. Tek başına oynuyorum, tek başına yaşıyorum. Ve neden bu kadar sakinim hala. Bu sakinlikten sıkıldım. Bu tepkisizlikten sıkıldım. Ağlayamıyorum, ağlamak istemiyorum neden…..Hiçbir sey bilmiyorum, gerçek ne öğrenmek de istemiyorum. Bir hayal yaşamak, bir gerçeği silmek, kendi hayatımdan kaçmak, içinde bir tek peri olan hayallerden yeni bir hayat yaratmak. Niye, neden, niye seninle….. Sana anlatmaya çalıştıklarım ne kadar önemli ki senin için. Bilmiyorum. Ama dinle, ne olur dinle, korku yazdırdı bana bunları hissettiğim ürperti belki yarın sabah canımı bir ömür boyu kavuracak, hatta şimdiden yaktı. Acıtacaksın gene canımı biliyorum ama umurumda değil ey peri söyleyemediklerimin bedeli çok daha acıtıyor.
Belki güneş doğar, belki yok olur tamamen. Ezer geçersin. Gene çelişki gene belirsizlik. Ama içimi yakan bu duygu şaşkına çeviriyor beni. Anlamıyorum ne istiyorsun, ne istiyorum, ne olmalı. Sen dengesiz, ben dengesiz, aşk dengesiz. Biraz denge diye düşünüyorum. Bütün bir gün boyunca sen değil de, yarım bir gün boyunca sen olmak mesela… Ya da mümkün mü kavga etmeden birgün geçirmek seninle Herşeyi, herkesi umursadığın yalan demek geliyor. Umursamıyorsun sen beni. Bense eziliyorum, yok oluyorum, elimde değil.
Seni özlemekten mi bütün bunlar. Neden yaptın bunu bana. Bir rüya gördüm, gerçekti. Uyudum, kollarında uyudum. Mavi gözlü bebeğin kokusu vardı o yatakta. Uzaktın… Yarattığım hayal kadardın sadece. O kadardın işte. O kadar gerçek, o kadar var ve o kadar yok. Hayallerim kadar varsın işte. Bir gün seninle mutlu oldum, diğer gün ağladım… Niye, Niye yaptın bunu bana. Neden izin verdim 3 günlük aşkına…..
Seni düşünmek... Bir başkasını bile, seni düşündüğüm için düşünmek. Hep seni beklemek elimde telefon ama hiç çalmayan o da sessiz, her şey sessiz, sende sessizsin. Bu hiç de tanıdık olmayan bir duygu bana... gecenin karanlığında tüm şehir uyurken çöken sessizlik. Camdan dışarı bakmak, gökyüzüne sessizce ağlamak, ses çıkarmadan kimse duymasın diye ah lanet olsun ki tanrı da duymuyor o sessiz hıçkırıklarımı. Doğru ya ben o krallıktan kovulmuştum uzak bir şafakta.….
Sevmiyorum bu olanları. Ne olduğunu bilmediğim, ne olduğunu anlayamadığım 3 günlük aşkta kayboluyorum, kayboluyorum sende. Hiç tanımasaydım seni kendimce kalsaydım kendi karanlığımda. Uykumu böldün sen, yordun beni. Bir aşk hissettim, korktum bildim canımı yakacağını söyledim de sana, bana zarar vereceksin diye ama gene de ben sevdim bu duyguyu, sevdim gözlerimdeki utangaçlığı şimdi gülümsetiyor hatta. Bazı yazdıklarımı yanımda olsan gözlerine bakarak söyleyemezdim. Mesela özledim diye, hasretin yakıyor diye, sönmesin tutkun diye..... Susmak istiyorum, susturduğun ben geri dönsün istiyorum, utanıyorum kelimelerimden ama ne çare ki susmuyor içimde bir yerlerden ruhuma hükmeden karanlığı parçalarcasına gelen çığılıklarım, durmuyorlar, durduramıyorum. İlk kez böyle berrak düşüncelerim. Ama sen... Neden bu kadar bulanık, neden bu kadar buğulu ve neden böyle varken yoksun...
Dur peri gitme demek istiyorum ama demiyorum, susuyorum. Bir yerinden tutundum hayata ama tuttuğum yer elimi acıtıyor, kanatıyor. Umurumda olmamalı belki tüm bu olanlar ama olmuyor işte yapamıyorum. 3 günlük aşk diyemiyorum. Tüm kanamalarım bu yüzden. Hayata asılınca ellerim, seni çok sevdiğim ve karşılık alamadığım için yüreğim, acı çektiğimde gözlerim, düşündüğümde ruhum kanıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder