Salı
Gittim
Gidişler acı veriyordu,ve tanıdık bir hüzün yoldaşlık ediyordu acıma kimi zaman.Bir martı vapurun ardından acı acı çığlık atıyordu.Hüzünlüydü her sahil ve öğrendim ki her kara parçası toprak kokmazmış yağmur sonralarında.
Her liman birbirine benzerdi giderken,oysa gelirken ötekilerden ne kadar da farklıydı.Bilmezdim lodosun her yerde aynı olduğunu,iyotta hep aynı kokardı.Balıklar farklı olsa da,balıkçılar hep aynıydı.Ne geçtiğim ormanlarda bir ağaçla arkadaş olabildim ne de "Tanrım bana cevap ver!" dediğimde bir kuş öttü uzaktan.Ağaçlar farklıydı,her ormanda başka hayvanlar vardı lakin kadere boyun eğmişçesine çiçekler,güzellikleri ne kadar farklı olsa da birbirlerinden,hep aynı açarlardı.Her şair farklı mısralarda da olsa aynı aşkı anlatıyordu,evet insanların hepsi birbirinden farklıydı ama ölüm hiç değişmezdi.Farklı dilde aynı ağıtlar.....
Belki de tüm çabam rotamı aşka çevirmeye yada gemimi ölümün sığ sularına sürmeye korktuğumdandı.Tamamdı,vahşi hayvanlarla birlikte gecelerce yürüyebilirdim ıssız ormanlarda,ama yoo o kadar da değildi,kendimle yüzleşecek kadar cesur değildim.Gittiğim her yere götüdüm kendimi ondan kaçmak isterken delicesine.Pek çok korkunç hikaye vardı dünyada ama hepsi sadece korkuturlardı.Dinlediğim hiç bir hikaye acıtmamıştı canımı kendimle yüzleşme fikri kadar....
Gittim;
Kendimden çok uzaklara.....
Çarşamba
Git....me....
Suskunluk ve İsyan
Seni anlıyor muyum bilmiyorum.
Gözler ruhun aynasıdır derler; tutkunu, bilgeliğini, sevgini görmedim ki. Gözlerini görmedim ki ben. Tek bildiğim seni kızdırdığım ve o görmediğim gözlerin asla kırpılmayan hançerlere dönüştüğü gözlerimi her kapattığımda o hançerin yüreğime saplandığı. Evet bir hayal belki ama görüyorum işte; hissediyorum. Yazmak çok zor eğer alay edilirsem her şeyin kaybolacağından korkuyorum. Korku…. Şu an bunları yazarken beni dürtükleyen neden olduğuna hiç şüphem yok. Kaybedecek neyim var diyorum, kaçınmak istediğim tehlikelerle boğuşmak zorunda kalır mıyım diyorum, bir yandan da bugün yapacaklarım yarın nerede olacağımı belirler diyorum en son da; hayalleri olan birinin kaderi asla hayal kurmayan birinin ellerinde olmamalı diyorum. Bak görüyor musun ne çok korkuya sahibim. O yüzden gerçeği bulamıyorum korku gerçeği örtüyor. Aslında Bazen gerçekleri reddetmek, anlaşılamayanın mantıklı bir açıklamasını bulmaktan daha kolay öyle yapsam acaba daha mı mutlu olurum. Hep çelişki. Hem korkuyorum hem bilmiyorum. Ah be perim tanrı beni yarattığını unutmuş, hiç şüphem kalmadı artık.
Bayrak… Şarkılar… Tarih… Yağmur… Banka… Üniversite… Vadi… Köprü… Metro… Viyana… Saatler… Yıldızlar... Ay… Gökyüzü… Gece… Uykusuzluk… Hayaller… Mavi gözlü bir bebek… Peri… Karanlık… Ateş… Savrulma… Boşluk… Sensizlik... Sensizlik… Sensizlik… Kelimeler kahrolası kelimeler, ah bütün ağırlıklarıyla beni yere yıkıyorlar. Seninle arama giriyorlar. Uğulduyorlar, uluyorlar, sessizliği boğuyorlar. Yani seni sensizliği, sessizliğimi. Susturmam gereken çok kelimem var. Sen... Peri... Çok Bitane... Sustur beni... Sustur... Ve sus... Sessizliğimiz karanlıkları daim kılsın. Uğultu sussun kafamın içinde. Yüreğimdeki yakan, acıtan kelimeler sussun. Sende sus.Oyunbozansın, tehlikelisin, seninim, ben senim, seni olabileceğinden de çok seviyorum galiba.Kendimi karanlığın akışına bırakmak istiyorum, Bir türlü içinden çıkamadığım karanlığımın. Düşüyorum gene en diplerine karanlığın ama ah o kelimeler sussunlar, gitsinler yüreğimden, sende git yeter bana .Sus sende. Yakıp kavuran, ezip geçen umudu söküp atmam gerek yoksa karanlığa düşmeyi bile beceremeyeceğim. Biliyorum; söylediklerimin bedelleri bunlar, ama inan acıtmadı söyleyemediğim kelimeler kadar. Söylediğimde hislerimi, özlemimi, sevgimi en azında rahata ermişti yüreğim bitmişti, bitirmiştin. Ya söyleyemediklerim, ya onların acısı, sızısı. Ya onların bedeli, korkuların, uygun görülmemişliklerin, susmuşluğun, susturulmuşluğun razı oluşlarının bedeli, ya hayatın sesi yerine tercih edilen ölüm sessizliği. Zor geliyor be aşkım çok zoruma gidiyor. Keşke diyebilsem. Keşke tutkulu sözlerimi, tutkulu yüreğimi anlatabilsem geçmişte yaşayan bir çok insanın yaptığı gibi, hani o efsane olan aşıkların yaptığı gibi kelimeler acıtmadan söylense. Dört duvar arasında, hapishanede, düşmüş bir melek gibiyim, sabah yıldızı Lucifer gibiyim. Tanrıyı herkesten çok sevdiği için, sevgisinin büyüklüğünü anlamayan Tanrı tarafından krallığından kovulmuş Lucifer.Non serviam..... Ey göklerdeki melek; seherin oğlu, sabah yıldızı sen nasıl düştün göklerden, kanatların kırılmış, ayaklarından zincirlenmiş. Lucifer.Başkaldırmışlığın kıskanmandanmıydı gerçekten yüce yaratıcıyı yoksa koyu karanlık bir vaktinde seherin,en başında hani-ki soğuk olur-gerçekten isyan mı etmiştin.Bende bir düşmüş melek; sevgimi anlamadığın için krallığından kovduğun düşmüş bir melek. Çıkamam buradan, çıkamam gene krallığına biliyorum o yüzden susuyorum, konuşmuyorum. Ama belki çığlık çığlığa bağırmaktır, sevmek seni. Belki de anlatamamaktır.
Gene çelişki. Oooof biliyorum yokuz, yok olan şeyler için uğraşıyorum. Susuyorum. Neden bir şey söylemiyorum sana. Öyle yorgunum ki, susmaktan yoruldum bu sefer. Seni neden bu kadar çok tanıyorum ki hakkında hiçbir şey bilmeden. Neden bu kadar çok özlüyorum seni,belkide hiç görmemiş olmama rağmen. Neden gözlerin bu kadar, sözlerin bu kadar yakın, bedenin bu kadar uzaktayken. Neden her şeyi şaşırıyorum seni düşünürken. Öfkeleniyorum yok yere. Hayalden an’lar, hayalden sahneler yazıyorum sana. Tek başına oynuyorum, tek başına yaşıyorum. Ve neden bu kadar sakinim hala. Bu sakinlikten sıkıldım. Bu tepkisizlikten sıkıldım. Ağlayamıyorum, ağlamak istemiyorum neden…..Hiçbir sey bilmiyorum, gerçek ne öğrenmek de istemiyorum. Bir hayal yaşamak, bir gerçeği silmek, kendi hayatımdan kaçmak, içinde bir tek peri olan hayallerden yeni bir hayat yaratmak. Niye, neden, niye seninle….. Sana anlatmaya çalıştıklarım ne kadar önemli ki senin için. Bilmiyorum. Ama dinle, ne olur dinle, korku yazdırdı bana bunları hissettiğim ürperti belki yarın sabah canımı bir ömür boyu kavuracak, hatta şimdiden yaktı. Acıtacaksın gene canımı biliyorum ama umurumda değil ey peri söyleyemediklerimin bedeli çok daha acıtıyor.
Belki güneş doğar, belki yok olur tamamen. Ezer geçersin. Gene çelişki gene belirsizlik. Ama içimi yakan bu duygu şaşkına çeviriyor beni. Anlamıyorum ne istiyorsun, ne istiyorum, ne olmalı. Sen dengesiz, ben dengesiz, aşk dengesiz. Biraz denge diye düşünüyorum. Bütün bir gün boyunca sen değil de, yarım bir gün boyunca sen olmak mesela… Ya da mümkün mü kavga etmeden birgün geçirmek seninle Herşeyi, herkesi umursadığın yalan demek geliyor. Umursamıyorsun sen beni. Bense eziliyorum, yok oluyorum, elimde değil.
Seni özlemekten mi bütün bunlar. Neden yaptın bunu bana. Bir rüya gördüm, gerçekti. Uyudum, kollarında uyudum. Mavi gözlü bebeğin kokusu vardı o yatakta. Uzaktın… Yarattığım hayal kadardın sadece. O kadardın işte. O kadar gerçek, o kadar var ve o kadar yok. Hayallerim kadar varsın işte. Bir gün seninle mutlu oldum, diğer gün ağladım… Niye, Niye yaptın bunu bana. Neden izin verdim 3 günlük aşkına…..
Seni düşünmek... Bir başkasını bile, seni düşündüğüm için düşünmek. Hep seni beklemek elimde telefon ama hiç çalmayan o da sessiz, her şey sessiz, sende sessizsin. Bu hiç de tanıdık olmayan bir duygu bana... gecenin karanlığında tüm şehir uyurken çöken sessizlik. Camdan dışarı bakmak, gökyüzüne sessizce ağlamak, ses çıkarmadan kimse duymasın diye ah lanet olsun ki tanrı da duymuyor o sessiz hıçkırıklarımı. Doğru ya ben o krallıktan kovulmuştum uzak bir şafakta.….
Sevmiyorum bu olanları. Ne olduğunu bilmediğim, ne olduğunu anlayamadığım 3 günlük aşkta kayboluyorum, kayboluyorum sende. Hiç tanımasaydım seni kendimce kalsaydım kendi karanlığımda. Uykumu böldün sen, yordun beni. Bir aşk hissettim, korktum bildim canımı yakacağını söyledim de sana, bana zarar vereceksin diye ama gene de ben sevdim bu duyguyu, sevdim gözlerimdeki utangaçlığı şimdi gülümsetiyor hatta. Bazı yazdıklarımı yanımda olsan gözlerine bakarak söyleyemezdim. Mesela özledim diye, hasretin yakıyor diye, sönmesin tutkun diye..... Susmak istiyorum, susturduğun ben geri dönsün istiyorum, utanıyorum kelimelerimden ama ne çare ki susmuyor içimde bir yerlerden ruhuma hükmeden karanlığı parçalarcasına gelen çığılıklarım, durmuyorlar, durduramıyorum. İlk kez böyle berrak düşüncelerim. Ama sen... Neden bu kadar bulanık, neden bu kadar buğulu ve neden böyle varken yoksun...
Dur peri gitme demek istiyorum ama demiyorum, susuyorum. Bir yerinden tutundum hayata ama tuttuğum yer elimi acıtıyor, kanatıyor. Umurumda olmamalı belki tüm bu olanlar ama olmuyor işte yapamıyorum. 3 günlük aşk diyemiyorum. Tüm kanamalarım bu yüzden. Hayata asılınca ellerim, seni çok sevdiğim ve karşılık alamadığım için yüreğim, acı çektiğimde gözlerim, düşündüğümde ruhum kanıyor.
Atilla İlhan
RÜZGAR GÜLÜ
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Sisler utanacak eğilecek
Ağzının ucundan öpeceğim
Saçına kalbimi takacağım
Avcunda bir şiir büyüyecek
Nerede olduğumu bileceğim
Bu çıplak geceler yok mu
Bu plak böyle ağlamıyor mu
Camları kırmak işten değil
Delirecek miyim neyim
Kirpiklerimden mısra dökülüyor
Kenya'da simsiyah yalnızım
Yoksul bir şilepte gemiciyim
Malezya'da yük bekliyorum
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Gözlerini söndürme muhtacım
Ben senin aydınlığına muhtacım
Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
Rüzgar gülünü arayacağım
Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da
Vinçler yine akşamları indirecekler
Yine karanlığa bulaşacağım
Gözlerin rüzgarda savrulacak
İkimiz iki sap buğday olsak
Sen benim olsan, ben senin olsam
Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam bırakmasam
Seni kucaklasam, kucaklasam
Birbirimizin kalbini dinlesek
Dünyanın kalbini dinlesek
Büyük ateşler yaksalar
İki güvercin uçursalar
Nerede olduğumuzu bilsek
SANA NE YAPTILAR
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Saçların uzundu, omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
SİSLER BULVARI
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarabda kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
BEKLE
Geleceğim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
ölüm gibi birşeydi
Ama kimse ölmedi
BELKİ GELMEM GELEMEM
Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Aysel Git Başımdan
"..." git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
"..." git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
"..." git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
"..." git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
"..." git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
"..." git başımdan seni seviyorum...
YASAK SEVİŞMEK
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel
pancurların gerisinde kararıyorum
içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında biri olmasın
artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın
Cumartesi
ARDIŞIK DUYGU DİZELERİ
I
Sevgi oydu
Mekâna tutunmuş
Evcil kır çiçekleri
Yarım yamalak papatya
Hafif meşrep karanfil ile
Sevgiye kılıflar dikmeye çalışırken
Sefildik, anlatamazdık
Utanmalıydık kelimelerimizden
Sevgi
Bendi, biz oldu zaman geçtikçe
Sen, siz oldu sessizce
Oysaki tek kişilikti, “biri” demişti
Özneye mal edilmiş bir eylemdi
Saati gelip de özne gittiğinde
Eylem tek başınaydı yine
Ona “o” demede
Ustaydı herkes
Ustalığı boş vermekti onu anlatmak
Buradaydı
Bütün mevsimler çekip gitmeden
Bütün insanlar kendilerinden kaçıp gelmeden
Sevgi acı dumana tutunmuş,
Evcil güneş batıyordu
Şimdi bile
Dinlemiyordu nankör kuşlar
Yanık ruhlarımızın kokusunu
Yalnız eşleri duyabiliyordu
“o” herkesin eşiydi
Sevgi oydu…
II
Deniz bakıyor bana
İzlediğini görüyorum dalgaları
Martıların
Sesleri ağlamaklı oluyor gözlerimde
Anlıyorum
Şehir anlıyor
Söylüyorum
Şehir duyuyor
Şahit olduğum bütün cinayetleri
O beziyor kır çiçekleriyle
Saklıyorum
Şehir görüyor
O savaşları biz başlattık diyorum
O çocukları biz öldürdük
Korkuyorum
Şehir kırık kanatlarını üzerime örtüyor
Pişmanlık, ana karnında başlıyor
Uyumadan gördüğüm rüyalar gibi
Boyalı park dünya…
Teoride birer zehiriz her birimiz
Ama pratik çok farklı
Şehir susuyor
Dilini kesmişler şehrin
Martıları yasta, ağlıyor
III
Bize en yakın ayna bizdik
Yaşlanmış bu evde
Yatılı kalan misafirlerdik
Gelmesini bildik
Yüzümüz yok, gitmesini beceremedik
Her birimiz bir şeyler aldı,
Götürdüğü yeri onlar bile bilmiyor
Böyle süremezdi
Sürmemeliydi
Göremedik
Bütün güvercinler hapsoldu avuçlarımızda
Şen şakrak çocuk seslerini
Tank paletlerinin gürültüsüyle değiştirdik
Damarlarımızdan akan kan, renk değiştirdi zamanla
Berrak değildi artık
Ve düşlerimiz bizim bile değil
Kendimizi kandıralım diye
“Barış” koyduk adlarını çocuklarımızın, sokaklarımızın
Hiçbiri adının anlamın görmedi
Bu deniz derinliğinde dahi
En parlak ışığımız, dönerek yüreğimizi delen
Kurşunlardı.
Aynaları kırdık
Gecelere yanaşamadık
Gündüzleri göremediğimiz kendimizdi
Duygularımızı biz gömdük!
Yok olmaya başladığımızı anladığımızda
Kanatsız kuşlar diledik
Biz kanat olacaktık
Kendi topumuz, tüfeğimiz
Deldi geçti zihinlerimiz
Bir çocuk ağladığında
Bin anne ağladı
Bütün anneler şimdi kör ağlamaktan
Yeşil kahkahalara bulanıyordu zaman
Fark edemedik
Beynimize giren elleri
Tutup çekemedik
Bu savaşları biz başlattık
Çocukları biz öldürdük
Adları barış olanlar
İsyan çıkardı düşsel sahalarımızda
Yeryüzünde zamansız bitti insanoğlu
Yeryüzünde zamansız bitti
Zaman bitti
Biz bittik
Bitti…